Klimt’in Tablosu İle Kaç Yat Alınır?
Zenginlik, Sanat ve Süperyatlar: Bir Matrisin İçinde mi Yaşıyoruz?
Gustav Klimt’in Portrait of Elisabeth Lederer tablosunun 236,4 milyon dolara satılması, beni bir süredir kafamı kurcalayan soruya götürdü: modern zenginlik gerçekten nasıl bir paradoks?
Klimt tablosu, 1910’larda yapılmış, ve Leonardo da Vinci’nin Salvator Mundi eserinden sonra satın alınan en pahalı sanat eseri. 236.4 milyon dolar.
Bu satış, ilginç bir karşılaştırmayı akla getiriyor: dünyanın en gözde süperyatları artık Klimt’in tek bir başyapıtından daha ucuz.
236,4 Milyon Dolara Denizden Neler Alınabilir?
Klimt tablosunun fiyatına bir alıcı şunları satın alabilir:
Yeni bir 80–100 metrelik süperyat
Helikopter pistleri, havuzları ve geniş beach club’ları olan iki adet 60 metrelik yat
Kişisel zevke göre yeniden tasarlanmış 90–120 metrelik ikinci el bir megayat
Lürssen, Feadship ve Oceanco gibi önde gelen tersanelerden birkaç amiral gemisi yatın fiyatı şu anda 150–220 milyon dolar arasında — yani Klimt tablosunun satış fiyatının altında.
Modern lüksün çelişkileri bununla sınırlı değil.

Kapitalizm Eleştirisi
Tüm bu çelişkileri daha da düşündürücü kılan bir örnek de sanat dünyasından geliyor: Andreas Gursky’nin üstteki 99 Cent II Diptychon adlı fotoğrafı, kapitalizmi eleştiren bir eser. Ancak fotoğraf, Ukraynalı oligark Viktor Pinchuk tarafından 3,5 milyon dolara satın alındı. Yani kapitalizmi eleştiren bir eser, kapitalizmin en uç temsilcilerinden birinin duvarına asılıyor.

Seattle ve Sosyalist Belediye Başkanı
Ve çelişkiler bununla bitmiyor. Daha bu hafta, Seattle gibi milyonerlerin yaşadığı, Microsoft ve Amazon gibi dünyanın en zengin şirketlerinin merkezi olan eyalette, belediye başkanlığına sosyalist Katie Wilson seçildi. Zenginlik ve eşitlik söylemi yan yana geliyor, ama mantık çoğu zaman yerinde değil.
Velhasıl:
Klimt’in tablosu, süperyatlar, oligarklar ve sosyalist belediye başkanları arasındaki bu çelişkiler, fark ettiğinizde adeta bir matrisin içinde yaşıyormuşuz hissi veriyor. Modern zenginlik ve lüks, bazen sembollerle, bazen deneyimlerle ölçülüyor; ama gerçek ile kurgu arasındaki sınır her geçen gün daha bulanıklaşıyor.
Hani bir kısım insan varya “bolluk, servet bana yağıyor” diye mantralar yapıyorlar. Galiba onlar bu bulanıklığı görmüş gibiler. Bir matris’in içindeyiz ve normal mantık sınırları içinde serveti anlama şansımız yok. Hakikaten bolluk ver servet denilen şey sadece bir algı ve belki de bir kağıda on kere bolluk ve servet bana yağıyor dersek bize de yağacak.

