Derin Mavi

Cruise Gemilerinin Kabalığına Karşı Yatların Zarafeti

Cruise Gemilerinin Kabalığına Karşı Yatların Zarafeti

Cruise Gemilerinin Kabalığına Karşı Yatların Zarafeti

Mayorka’dan yeni dönen bir arkadaşım, bir otobüs durağında bu yazıyı görmüş. Görünce “Bu yazmak için mükemmel bir konu,” dedim.

Otobüs drağında yazan yazı:

“Cruises ruin cities and your lungs.”
“Cruise gemileri şehirleri ve ciğerlerinizi mahvediyor.”

İlk bakışta oldukça sert bir cümle.

Ama cruise sektörünün şehirler ve çevre üzerindeki etkisine baktığınızda, bu öfkenin nereden geldiğini anlamak çok da zor değil.

Şehirleri nasıl mahvediyor?

Bir mega cruise gemisi, birkaç saat içinde 5.000 veya daha fazla yolcuyu bir şehre bırakabiliyor. Aynı anda bir kaç gemi şehre gelirse 10 binlerce insan…

Bir anda trafik.

Kalabalık.

Meydanlarda, toplu taşımada yoğunluk. Ancak bu kalabalık her zaman şehir ekonomisine düşünüldüğü kadar katkı sağlamıyor.

Yolcular kahvaltılarını, öğle yemeklerini ve hatta akşam yemeklerini gemide tüketiyor. Gemideki her şey önceden ödenmiş durumda. Üstelik geminin kalkış saatinden önce, 17.00 civarında, tekrar gemiye dönmek zorunda. Ne konaklama, ne alışveriş için zaman…. Yemek de yiyen pek yok.

Güçlü bir kahvaltı yapıp şehrin lolal restoranlarına pek bir şey bırakmıyorlar. Belki kahve ve atıştırmalık…

Şehirde geçirilen süre kısa. Harcanan para sınırlı. Şehir üzerindeki baskı ise oldukça büyük.

Venedik, Barselona, Dubrovnik ve Palma de Mallorca gibi destinasyonlar bu durumun en çok tartışıldığı yerler arasında.

Peki ya ciğerler?

Burada konu daha da ciddi.

Birçok cruise gemisi hâlâ ağır fuel oil (HFO) kullanıyor. Bu, deniz taşımacılığında kullanılmaya devam eden en kirli yakıt türlerinden biri.

Ucuz.

Yoğun.

Ve yüksek oranda kükürt içeriyor.

Yakıldığında kükürt oksitler (SOx), azot oksitler (NOx) ve ince partikül maddeler (PM2.5) açığa çıkabiliyor.

Bu partiküller, akciğerlerin derinliklerine ulaşabilecek ve kan dolaşımına karışabilecek kadar küçük.

Üstelik kirlilik sadece gemi seyir halindeyken oluşmuyor.

Büyük bir cruise gemisi limanda bağlıyken bile gemideki sistemlere enerji sağlamak için yardımcı motorlarını çalıştırmaya devam edebiliyor.

Bu da emisyonların tam olarak şehir merkezlerinde, sahil şeritlerinde ve insanların soluduğu seviyede ortaya çıkması anlamına geliyor.

Liman kentlerinde yapılan araştırmalar, cruise gemilerinin emisyonlarını hava kalitesindeki düşüş ve solunum yolu ile kalp-damar sağlığı üzerindeki risklerle ilişkilendiriyor.

Üstelik bu kirlilikten etkilenmek için hayatınızda hiç cruise gemisine binmiş olmanız gerekmiyor.

Şimdi bir de yatları düşünün.

Yatlar.

Daha az insan.

Daha uzun konaklama.

Daha kişiselleştirilmiş bir deneyim.

Daha düşük yoğunluk.

Ve destinasyonla kurulan çok daha farklı bir ilişki.

Bir yat, bir şehre binlerce insanı birkaç saatliğine bırakıp sonra yoluna devam etmek zorunda değil.

Bir yat, bir koyda günlerce kalabilir. ( Elbette atıklarına sahip çıktığını varsaıyoruz)

Yerel restoranlarda yemek yenir.

Marinalar kullanılır.

Yakıt alınır.

Mürettebat alışveriş yapar. ( Bir yatın yolcuları kadar mürettebatı da ekonmik bir unsur)

Bakım ve servis hizmetlerinden yararlanılır.

Yerel ekonomiye yayılan, daha uzun süreli ve daha dengeli bir katkı yaratılır.

İşte yat kiralama şirketlerinin anlatması gereken zarafet biraz da burada.

Çünkü mesele sadece “Cruise gemisi mi, yat mı?” meselesi değil.

Mesele, bir destinasyonu ziyaret etmekle onu birkaç saatliğine tüketmek arasındaki fark.

Biz Gemiler Gibi Tüketmiyoruz kampanyası yapsalar… Ama elbette yine birileri siz de şunu tüketiyorsunuz diyecek ondan kaçış yok. Herkes bir şeyleri tüketiyor ama mesele bunun zarif ve dengeli olması.

İşleniyor…
Başarılı! Listeye girdiniz.

Bir Cevap Yazın

Marina Kedisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin