Türk Yat Sektörünün Hikâye Anlatamamasının Kökenleri ve Elindeki Gizli Gücü
Diğer sektörleri bir kenara bırakalım; yat sektöründe, hem yeni inşa hem de yat kiralama tarafında, belirgin bir hikâye anlatamama sorunumuz var. Oysa yıllardır marka uzmanlarının ve pazarlama gurularının altını çizdiği en kritik konu “storytelling”.
Geçtiğimiz yıl TYBA Yacht Charter Show’da Michael Frohoff’un “Storytelling in the Yacht Charter Business” başlıklı sunumu gerçekten nefes kesiciydi. Aslında sunumun kendisi baştan sona bir hikâyeydi. Sürükleyici, akılda kalıcı ve etkileyici.
Peki biz neden bunu yapamıyoruz?
İlk bakışta bu biraz çelişkili görünüyor. Çünkü edebiyat tarihimizde Deli Dumrul’lar, Tepegözler, Nasreddin Hoca’lar var. Hikâyemiz var, karakterimiz var, mizahımız var… Ama bunları pazarlamaya dönüştüremiyoruz.
Geçen hafta bu konunun kökenine dair kendimce bir farkındalık yaşadım. Fransız yazar François Rabelais’nin Gargantua adlı kitabını okurken. Kitap son derece eğlenceli, zeki ve akıcı bir kurguya sahip. Okurken merak ettim: Ne zaman yazılmış? 1534.
Peki bizde matbaa ne zaman geldi? 1727.
Yani roman dediğimiz türle, olay örgüsü ve karakter inşasıyla biz çok geç tanıştık. Türk kültürü sözlü anlatımda her zaman güçlüydü ama yazılı anlatıda, özellikle karakter kurma ve hikâyeyi yapılandırma konusunda, geç kaldık.
Bugün marka yaratırken yaşadığımız karakter eksikliğinin kökeni de büyük ölçüde burada yatıyor.
Ama hikâye burada bitmiyor.
Çünkü farkında olmadığımız çok güçlü bir yönümüz daha var. Eğer bunu doğru şekilde işleyebilir ve yat sektöründeki markalaşmaya entegre edebilirsek, gerçekten fark yaratabiliriz.
Bu gücün adı: Dolaylı anlatım.
Biz kültürel olarak dolaylı anlatımın ustasıyız. Demirel’i hatırlayın: “Meseleleri mesele yapmazsak mesele olmaktan çıkarlar.” gibi mükemmel dolaylı anlatımları vardı.
Ya da geçmişi düşünün… Annelerimiz, teyzelerimiz bize doğrudan “o kişi sana uygun değil” demezdi. Kahve falına bakılır, sonra şöyle denirdi: “Bunun kafasının üstünde kara bulutlar var…”
Aynı şey Türk Sanat Müziği’nde de var. Bir Aşk Masalı Şarkısından bir örnek şarkıda “kalbime gir” demez. Onun yerine:
“Kalbimin bahçesindeki gülleri gör” der. Zaten o gülleri görmek için kalbe girmek gerektiğini hepimiz anlarız.
İşte bizim gizli gücümüz bu.
Belki de sorun, hikâye anlatamamak değil…
Yanlış türde hikâye anlatmaya çalışmak.
Hadi sağlıcakla kalın.
Eğer buraya kadar söylediklerim aklına yattıysa, aşağıya e-postanı gir ayda bir gelen E-postamı Gör:)

